BLOG12 yorum var - 11 Temmuz 2008 00:52duvarlarda fırında pişen göğüslerimizi, dengesi bozuk bir kedi yedi seni öldürmek istememiştim nora nora levi: günahsız orospu sana yemin ederim sabahın geceye boşaldığı vakit kulağımda 2 yorum var - 08 Temmuz 2008 22:49Ve yine yaz geldi havalar kavurmaya başladı,bunaltıcı sıcaklar yoğun iş temposu ve ardı arkası gelmeyen sınavlar..!!! Heralde şu küresel ısınma denen şeyden en çok etkilenen iki kişiden bitanesi kutup ayısı ise diğeride kadınlardır... Ataerkil toplum yapısının ne olduğunu ırk ve cinsiyet ayrımını bi türlü ülkem insanına anlatamazsınız anlamazlar kabul etmezller demek istediklerinize kapalıdırlar oysaki cevap şehrin göbeğinde slip donla denize giren bir adamla balık tutarken içini gösteren elbise giydi diye bir yıl hapis cezasına çarptırılan kadın da gizlidir,gizlide değildir aslında herşey apaçık ortadadır ama dedikya bikere "anlamazlar""..!!! Tecavüze uğrayan kadın,tecavüz eden erkek...Tecavüz eden firari yok ortalarda kimselerin bulmaya da niyeti yok,ama tecavüze uğrayanın tüm memleketlisi peşinde neyin peşinde? namus peşinde !!! öldürürsen temizlenir namus.! 24 yorum var - 29 Mart 2008 01:58baharın gelmesine, hafif rüzgarlı berrak bir gün, yemyeşil bir yere gitmeye çok ihtiyacım var. bir sürü fim izledim ama bahsetmek istemiyorum şimdi, belim garip bir şekilde ağrıyor ve ben bu sene bedenimin sinyallerini dinleme bilgeliğine kavuştum.. denizi çok severim ben ama korkarım da..boyumu aşan yerlere açılamam, kıyıya paralel, usul usul yüzerim. bir türlü çıkmak istemem içinden, hele tatilin son günüyse bir türlü vedalaşamam, bir dalıp çıkayım son kez diye defalarca geri dönüp, tekrar tekrar girerim.. 16 yorum var - 17 Mart 2008 13:17Üniversite öğrencilerini parçalamayı bilen devletimiz niye o kutsal köteğini memleketimizin ensestçilerinden ve tecavüzcülerinden esirgiyor acaba? Tecavüzcülerin, kadın katillerinin hutbe şefkatiyle okşanması niye? İsmi de bir tuhaf: Güldünya! Gülecekmiş gibi, dünya yüzü görecekmiş gibi... Ne güldü, ne dünya gördü. Akrabası tecavüz etti, "murdar" oldu. O "murdar etten" bir bebek doğdu. Kaçtı, kurtulamadı. İki cahil, öküz erkek, hayatta başka bir halta yaramayacakları için ve şanlı Türk erkeği tarihine geçmek üzere onu öldürdüler. Şimdi devletimiz "Bu halk ancak hacı - hoca lafı dinler" mantığıyla Diyanet İşleri Başkanlığı'nı görevlendirdi "cesedi aklamakla". (Tıpkı Batman'da kızlar, erkek faşizmine dayanamayıp intihar etmeye başladıklarında konuyu aydınlatmak üzere Diyanet'ten yetkililerinin gönderilmesi gibi bölgeye!) Bugünden itibaren bakanlar filan "murdar etin çocuğuna" sahip çıkmak için yarışıyorlar. Sanki onları meclise taşıyan aşiretler ve seçmenler arasında namus cinayeti işlenmiyor, kendi kızlarına tecavüz edenler başka bir ülkede yaşıyormuş gibi. Sanki onlar "ensest manyağı" bir ülkenin bakanları değillermiş gibi. Büyük yalanlar zinciri üzerinde duruyor bu ülke... Ve şimdi Diyanet İşleri Başkanlığı "töre cinayetleriyle" ilgili "önleyici hutbeler" hazırlıyor. Kızları baştan öldürelim! Benim şahsen bir hutbe teklifim olacak. Gerçekçi bir hutbe. Şimdi bu dişiler, memeleri çıkıp da kalçaları yuvarlanmaya başlayınca erkeklerin kafası karışıyor. Aslında erkeklerin kafası karışması için çoğu zaman bunlara da gerek yok, kızın alçak bir tabureye oturtulup ayağının yere değdirilmesi yeterli sayılıyor. Velhasıl, bu kadınlar toplumun başına her daim bela. O yüzden bence "gerçekçi hutbe" şu konuları işlemeli: Kız çocukları doğar doğmaz öldürülsün! Çünkü onlar sonra kadın oluyor! Onları öldürmek hem ülke ekonomisine gelecek manasız zararı (çünkü bunlar büyüyor, yiyor içiyor, sonra zaten öldürmek zorunda kalıyoruz, bari baştan paramız gitmesin) önlemiş oluruz, hem de akrabalarımız onlara tecavüz ettiğinde çıkacak tartışmalar yapılmamış olur. Ayrıca kız çocuklarının büyürken geliştirdikleri, yaşayacaklarına, insan olduklarına, hakları olduğuna ilişkin manasız yanılgıları da başlanmış önlenmiş olur. Kafeste büyütünüz! Şimdi diyelim ki, bebeğin canına kıyamadınız. Olur, insanlık hali! O vakit, bu kız bebekleri en baştan bir kafesin içine kapatmanız en iyisidir. Onlara okuma yazma öğretmemeli, her ses çıkardıklarında dövmeli, sindirmeli ve onlara insan olmadıklarını iyice belletmelisiniz. Bu onların daha sonra "insan gibi yaşamak" talebini engelleyecek, başınızı ağrıtmalarını önleyecektir. (Dişi, zamanı geldiğinde kafesiyle birlikte evlendirilebilir.) Ey hutbe dinleyicisi! Bunlar sana tuhaf gelmesin. Zira yaşananların net ve sarih bir ifadesidir. Yani madem bunlar yapıyorsunuz, bari adını koyalım! Zamandan, enerjiden kazanalım. Yukarıda okuduğunuz hutbe zaten yaşanmakta olanın yazılı halidir. En küçük bir abartı yoktur ve yaşananlara bakılırsa dinen de son derece caizdir! Zira sorsanız bunları yapanların hepsi (Elhamdülillah!) Müslüman'dır. Devlet bey, yalan söylemesin! Devlet de sivil toplum örgütleri de bal gibi biliyor ki, son yıllarda Anadolu'ya akan sosyal yardım projelerinin, sosyal eğitimlerin tamamı kadınlara yönelik. Kadınlar bilinçlendirilip duruluyor. Ne işe yarıyor bu? İktidardaki erkek hâlâ aynı erkekse ve kurulu düzeni sürdürmek için bütün meşru ve gayrımeşru silahlar onun elindeyse belki de bu bilinçlendirme operasyonları sadece kadınların daha fazla acı çekmesine neden oluyor. O ana kadar ezilmenin doğal olduğunu sanan kadınlar bu kez hakları olduğunu öğreniyorlar. "Hadi bakalım" diyorsunuz kadınlara yani "Şimdi haklarınızı alın erkeklerden!" Oysa birileri de erkekleri eğitmeye cesaret etse... Üniversite öğrencilerini parçalamayı bilen devletimiz niye o "kutsal ve eğitici köteğini" memleketimizin ensestçilerinden ve tecavüzcülerinden esirgiyor acaba? Tecavüzcülerin "hutbe şefkatiyle" okşanması niye? Yalandan oyalanmayın beyler, herkes, her şeyin farkında! 16 yorum var - 17 Mart 2008 13:01insanLar muhtemeLen kazanacakLarının , vazgeçecekLerine denk olmayacağından korkuyorLar 9-10 yaşlarımda boynuma çarşaftan bir peLerin yapıp süperman oLmayı hayaL ederdim:/ Bir dakika içinde dünyanın bi ucundan öteki ucuna uçup kötü adamLarı yakaLamaya can atardım. Şimdi ise 29-30 yaşlarındaki ben tıpkı 9-10 yaşlarımdaki gibi takıp peLerinimi boynuma atlamak istiyorum 6ncı kattaki penceremden ve geri döndüğümde onLarca insana yardım etmenin mutLuLuğuyla huzur içinde yaşlandığımı hissetmek:// peki neden bu hayaLLerdeki geri dönüş? 9 yaşındaki ben ile 29 yaşındaki benin aynı olması neden? ve aradaki kayıp 20 yıL nerede? 10 yorum var - 16 Mart 2008 02:38yavaşca kafasını kaldırdı,yuvarLak bir meydandaydı eLLerini kuLLanarak kendi yerden itti:// yer tuhaf bir şekiLde yumuşak geLiyordu...oturanLarın hepsi farkLı kıyafetLer içindeydi:/ Bana kendilerine kafa tutacak cesareti ve ahmakLığı veren tanrıLar aşk gibi güzeL tanrıLar birdaha da tanrıların simaLarını sonraki sefere dek hatırLamadı:// 12 yorum var - 15 Mart 2008 13:52YakLaşık 8 ay önce açmıştım böyLe bir etiket. Niyetim son zamanlarda meydana gelen cinayetlerin linç girişimlerinin halkın galiyana gelip sokaklara dökülmesinin vs olayların hep üst üste trabzonda meydana gelmiş olmasına dikkat çekmekti:/ ve neden böyLe olduğuna dair fikir paylaşmak insanların düşüncelerini birbirine aktarmasını sağlamak tı,bir nevi meleketi kasıp kavuran faşizm çığırtkanlığına sosyomatca bir cevap verebilmekti..Nitekim olmadı böyle bi şey: trabzonu rumları verelim türkiye demokratikleşsin önermesinden trabzonu gerçekten kepçelerle kamyonlara doldurup rumların yaşadığı bölgelere taşınacağını anlayanlar oldu,haritada trabzon yerine rumya yazdığını gözlerinde canlandıranlar olup ağızlarından salya fışkırırcasına küfredenler oldu:// Elbettiki kimsenin bu memleketin en şirin şehirlerinden biri olan trabzonu kimseye vermeye niyeti yok.. Bu etiket başlığı altında üzdüğüm herkesten özür diliyorum,yukarda da bahsettiğim gibi niyetim bölüp parçalamak değiL sorunun özünü araştırıp bulup tartışmak paylaşmaktı ama bu sitede bunu beceremedim beceremedik!! Eğer bir gün olurda tarbzona yolunuz düşerse; Bir semaver çay ile boztepe den trabzonu seyretmeyi sakın ihmal etmeyin.. Laz böreği,hamsi buğlama,kara lahana çorbası,kara Lahana doLması,hamsi kuşu ndan tatmadan şehirden ayrılmayın.. SümeLa manastırını mutLaka görün.. ATATÜRK köşkünü gezin... Ganita da çay içerken daLgaların sesini dinleyin 5 yorum var - 14 Mart 2008 21:37Saraybosna'nın savaş artığı sokaklarında, derin düşünceler içerisinde birisi ilerliyordu. Güneş nicedir üzgün doğar, küskün batardı Bosna'nın ufuklarında. İnsanlık onurunu zedeleyen bir vahşeti gün yüzüne çıkarmak gayesi olmasaydı, belki de hiç doğmayacaktı bu topraklara. Niye doğsun ki! Nasıl olsa Bosnalı masum insanlar, hele çocuklar, tepeleri saran Sırp topçuları yüzünden bodrum katlarından çıkamaz olmuştu. Gökyüzüne hasret kalmış bu çocukları ısıtamadıktan ve onların temiz yüzleriyle aydınlanamadıktan sonra, doğmasının ne mânâsı vardı ki. Saraybosna'nın savaş artığı sokaklarında, derin düşünceler içerisinde birisi ilerliyordu. 7 yorum var - 14 Mart 2008 21:20Tanımsız bir yerde, ilk günkü gibi aldırmadan savuran rüzgara, öylesine kaybolmak en iyisi. Bu benim diye sahiplenebileceğim hiç bir şey olmasın üstümde. Öylesine geçiştirebileceğim meziyetlerimi de bir bir asmalıyım duvara. Sis inerken buralara, bir boşlukta bekleyen insanların arasında nereye gideceğini daha kestirememiş meçhul olmanın küskünlüğünü henüz bırakmadım üzerimden. Yıllar sonra bir gün, en yakınındakine bile yabancı gelecek bir duruşla yola devam ederken, ayağa takılan çakıl taşlarını büyük kaya parçaları zannetmenin şaşkınlığıyla eğreti kalacağım hayata karşı. Tanımsızlık, en ağrıyan yanım olacak, kimliksiz kalacağım birazda. Şehre hakim bir hastane odasında, emre itaat edercesine eğilmeden, esas duruşta; önce içime, daha sonra da dışıma doğru yayılan müzmin ağrıdan sıyrılmanın rütbesiz sancısını çekeceğim. Her yeni mekanda biraz daha süzüldüğümü, bedenimin daraldığını söyleyenlerin ne kadar haklı olduklarını anladığımda, ruhumun da ağır ağır daraldığına şahit oluşum ikilem dünyasında, hep arada kalmaya meyletmeme sebep olacak ve iki arada bir derede bulunan karanlık günlerimin aydınlanacağı günleri beklemek tesellim olacak. Zaten beklemek bizim en makûs talihimizdi. Vurdumduymaz olmayı denedim çoğu zaman. İnsanlara, kuşlara, kelebeklere yağan yağmura ve hatta kendime karşı bile vurdumduymaz olmayı denedim, belki denemedim oynadım. Elime tutuşturulan bir metni zoraki oynadım sanki. Bir çiçeğin kırılmasına, bir karıncanın suya kapılıp gitmesine öylece baktım. Bir ameliyat öncesi uyuşturulmuş gibi boş gözlerle baktım her yere. Bir çocuğun vurulması, bir şehre gece yarısı bombalar yağdırılması, anaların gözyaşları hiç dokunmadı bana. Bir zaman sonra baktım ki, çevremdeki her canlı da benim gibi vurdumduymazmış. Sabah kalkıp işe gitmek, akşam eve dönmek, yemek, içmek ve yatmak dışında beyni zorlayacak her türlü fiiliyattan uzak yaşayan bir yığın olduğumuzu gördüğümde karanlık çöküverdi birden her yana. Herkes gemisini kurtaran kaptan olma yolunda uğraş verirken, denizde yitip gidenlere bakan kimsenin olmaması, bir çağ yangınının içinde olduğumuzu gizlemenin imkânsız olduğunu haykırıyordu. Ve mangalda kül bırakmıyorduk hiç birimiz. Bazıları ekranlarda, bazıları kurulduğu köşelerinde, bazıları da meydanlarda harmanı yele verirken, olan yine oluyor ve öfkesine yenilmiş bir zorbanın fantezilerini tatmin etmeye çalışan az gelişmiş kişiler, köşelerinden sessizce çıkıyordu ve çark ağır ağır dönmeye devam ediyordu. Bir değişimin içinde deveran edip durduk. Önce dışımız değişti, eğreti bakışlar takındık yüzümüze. Sonra gün geldi ve içimize de bir maske taktık. Güzel adlandırmalar bulduk. . Nabza göre şerbet dedik, her bahçeye uyan bir çiçeğiz dedik. Nede olsa çağımız hız çağıydı ve bu hızın başımızı döndürdüğünü fark edemedik bile. Bizler biraz yaban biraz da küskün yaşadık ve en ağrıyan yanlarımızı yoksulluğumuza terk ettik. Sular çekildi, gökyüzü karanlık, rüzgâr esmiyor. Her şey altüst olmuş. Dünya sarsılıyor. Çiçeği ve çiçeğin suyunu soluyorum. Ruhumun çevresi tamamen değişiyor. Üzerimdeki gözler iki erdem feneri, karanlığımı aydınlatan deniz feneri. Ey ışık, iliklerime kadar işliyorsun. Güneş ışığı yoruyor beni. Değiştim artık. Birçok kez kayboldum. Önceleri usulca, sonra çılgınca kayboldum ve her şeyi unuttum. Değiştim yeni baştan. Bakma bana öyle, bir bakışta tanıyamazsın beni. 8 yorum var - 14 Mart 2008 00:29buLutsuz temiz bir gecede; önce çığlıklar kopacak, ardından herkes yok olacak herşey bir kabus olarak kalacak.. 30 yorum var - 18 Şubat 2008 20:27Sokakta,okulda,,kafede,tv da,kahvehanede günlük hayatta herhangi biryerde restlamamız mümkündür bu tiplere..Ağızlarından gelenek görenek ar-namus kelimeleri eksik olmaz,sorsanız toplumun en namuslu en temiz en delikanlı insanlarıdır.Kendilerine göre diğer insanlarla kıyaslandıklarında kususrsuzdurlar.Temiz bir toplum için savaştıklarına inandırmışlardır kendilerini,hayatlarında hayatlarının herhangi bir anında yapabildikleri en kapsamlı sosyal aktivite ya kahvede okey oynamak yada 3-5 sap birleşerek kuytu bir köşede mangal sefası yapmaktır. Onların gözünde eğer bi bayan arkadaşı dahi olsa bir erkekle geziyosa gülüyosa eğleniyosa hele hele kıyafetinde azcık bi dekoltelik varsa kaşardır..Namusluluk kriterleri vakit geçirdiği kişinin cinsiyetiyle yada giydiği kıyafetiyle orantılıdır onların..Gerçek hayatta bu bayanın nasıl bir kişiliğe sahip olduğu ne olduğu ne yaptığı hiç önemli değildir..üzerindeki kıyafet yanındaki erkek kaşar damgası yemesi için yeterlidir bu şehir magandalarının gözünde.. Kendilerini mükemmel olarak görmekle yetinmeyip birde toplumun namus bekçileri ilan ederler.Etrafta olup biten herşeyin doğruluğu kendi beyinlerinde şekillenir...Ama kesin olan birşey varki o bok attıklarından kaşar ilan ettiklerinden bitanesi gel sana vercem lan dese am buldum am buldum sevinç çığlıklarıyla düz duvara tırmanırlar bir anda namus bekçisi olmaktan vazgeçip abazan bir ayıya dönüşebilirler beyinlerinden siklerine tek bir damar olan ve vücutlarındaki tüm kan akışının bu iki nokta arasında gerçekleştiği abazanlar Bıktım uLan hepinizden, Kahramancılık oynama hevesinizden çakma robin hood luk taslamanızdan bıktım.Götüme benzeyen suratlarınızla Don Juan bakışı yapmaya çalışmanızdan bıktım..amına koydumun göt silahşörleri. Yanın a.kodumun ipneleri burn |